[x]

deviantART

 

Nur’un rengi KIRMIZI olur gözün kapandığ

Wed Nov 8, 2006, 2:39 PM
Derki dinbilimciler, yaratılış felesefesinde NUR denen varedenin yansımasıdır renkler. Hayat siyah ve beyazdan, yani nurluluktan ve nursuzluktan ibarettir diye. Ama yaratana tek ulaştığın an, onla yüzleştiğinde gözlerin kapanır ve tek bir renge gidersin, oda KIRMIZI olur. Ne ona ulaşabilirsin ne KIRMIZI’dan vazgeçersin. Artık ikiside hayatındadır ve üstüne erdemler beslersin. Erdemler yaşamını oluştururken yanlışların siyah doğruların beyaz olarak konur ceplerine. Aslında elinde tek KIRMIZI vardır ama sana özel bir anda saklıdır. Arar durursun o kırmızıyı, heryerde, her zaman. Güneşte saklanır bazen, bazen bir gözün içinde. Bazen İstanbul’da Galata Kulesi’nin yanında, bazen mezara giren bir tabutun başında. Aramak Nur’u mevcut formalardan uzak, bir başka duyguda nasıl bir sakinliktir anlatamam.

Bilgi, günümüzde ne kadar para demek olsada, aslında bir saygınlık ve sakinlik erdemidir. Ama bilmek acı veren bir olgu. Öngörü, yani gelecek hakkında yorumdan daha fazlasını hissetmek, bilmek , yani gelecek için başa gelecekleri önceden söylemek, KIRMIZI arayışında en acı veren durum. Yanlızlık en değerli acın iken, onu besleyen, ondan nefret ettiren ve sorgulatan.

Bunları yazan ben, arayışım devam ederken, bulmuşluğum varken, acıdan uzakken, yanlızlığımı başka değerli yanlızlaklarla çakıştırırken, bebeğim olmuşken, yanlızlığımın kesitiği yanlızı severken, elimde tek bir KIRMIZI varken, vazgeçmemişken, basitken, bilgiyi sever ama bilmekten nefret ederken, hatırladığım anılarımın hayatımı oluşturmasını izlerken, yaptığım seçimlerin diğer tarafını merak etmezken, neyi nezaman ve niye yaptığımı sorgulamadan, ararken, inanırken, dürüstken, her an içimdeki saklı NUR ile birlikteyken hala KIRMIZI özlemindeyim. Geçmişe takılmayan, geleceği umursamazken, şu anda KIRMIZI iken, bilmek istemiyorum artık.

Devious Comments

love 0 0 joy 0 0 wow 0 0 mad 0 0 sad 0 0 fear 0 0 neutral 0 0

Kırmızıyım Sana...

Fırından çıkmış simit kadar kırmızıyım sana
Gül gibi renginde isyan taşıyan halk kadar
Bir çocuk ağlar ya,annesinin yüreği kadar kırmızı...
Sanki hiç gelmeyeceksin ve ben orada öyle beklerken
Bir sevgili özler ya,sigarasının ateşi kadar kırmızıyım sana
Vurulmuş bir gencin yarasından akan kan kadar halk
Halk kadar dağlara bakınca nasıl sokaklar dar gelir
Bir çığlık olur yanar ya,öyle ruhsatsız kırmızı...
Nar çiçeğe durur,bıçak kadar keskindir rengi
Elin değerse yakar,çocuklar sokağa fırlar ya
Her sabah gözlerini açtığında öyle kırmızıyım sana
Akşam güneşi suda nasıl yanarsa öyle
Bir Zerdüşti ateş karşısında ağrısına nasıl inanıyorsa
Ve ö;pü;p eşikleri bir bir geçtiği o sabahlar gibi kırmızı...
Belki Diyarbakır’da bir Kürt kadını gibi Madrid’de bir çingene
Dolup taşar sokağa ve etinde müzik tutuşur ya,sesi Akdenizde
Akşam vakti,Akdeniz’de akşam vakti asılır gibi kırmızıyım sana
Sokağa fırladığında güneş dolar ya tenine
Gülüşünden sonra mutlaka yaz gelir
Haziranda kiraz kadar sabırsız kırmızı...
Beyoğlu’nda akşam olur,sinemaya gidilir
Boynunda kırmızı fular,yanmış ormanlar ya da
Ellerin ellerimde tutuşur,öyle kırmızıyım sana
Senegal’de bir çocuk annesinin eteğini ekmek tutar gibi tutarken
Güneş,çöl ölmesin diye dik yürürken akşama
Ve ben yokluğuna ekmek banmak kadar kırmızı...
Ayhan nasıl fırlamış bir mermi ise çatışmada
O’nun içinde yaşamak kalır her birimize
Ve olmadık anda bizi terk eder ya yüreğimiz
İşte öyle kırmızıyım sana
Su yürürken her kıyı ayrılıktır
Her ö;pücük bir veda,bir mevsim sonu
Kül mü közden düşer,köz mü küle tutsak
Tutsak gibi özlemle kırmızı...
Beni burada tutma sevgilim
Tutma,ağlar gözyaşında her kuş
Gözyaşında kuş olur gibi kırmızıyım sana
Yağmış bütün yağmurlar,düşmüş bütün kar taneleri
Pencerenizin önünden geçen martının ıslak sesi gibi
Sulara büyümek nasıl kalıyorsa çocuklara
Adına yaşamak deniyorsa denizi görmeden ölmenin
Su bile yangın olur bir coğrafya tutuşursa Fırat gibi kırmızı...
Sabah saat beşte bu ülkenin sokakları
Nasıl doğurgan bir kadın gibi
Acil servis kapılarını zorlayan bir ağrıysa
Sabah saat kuşları beş geçe dünyanın bütün sokaklarında
Yeni doğmuş bir çocuğun ilk çığlığı gibi kırmızıyım sana...

Fadıl Öztürk

[link]
Dinbilimci diye bişey olmaz.
Pratikte mümkün değil :)

Journal History

Site Map